Yanlış Sınır Kapısı;

Yanlış Sınır Kapısı;

Mostar’a geldiğimde vakit öğleni geçti.. Bugün kü program akşama kadar yetişmez ama neyse. Yola geç çıkmanın sonuçları..

Navigasyon ile tarihi köprüyü ve çevresini hemen buldum.. Köprünün üstünden biraz etrafı seyrettim.. Buradan akan nehir de çok büyük. Türkiye’de böyle nehirler yok..

Bir kafeye girip kahve ile birlikte bir şeyler atıştırdım.. Sonra etrafı gezdim..

Fazla gecikmeden motosikletin yanına döndüm.. Bütün eşyalarım motosikletin üstünde, çantalarda. Çantaların hepsi seyyar. Sök, götür.. Hırsızlık olabilir diye korktum.

Sonuç; Burası bana aşırı turistik oluşundan dolayı itici geldi.. Her yer hediyelik eşya dükkanı.. Bu ne yaa ..!

Turistik olan her şeyden nefret ediyorum.. Yani birileri görsün, gezsin, eğlensin diye bir yerin doğal yaşamı yok ediliyor. Onun yerine yapay bir dünya kuruluyor..

Mostar’dan çıkıp Hırvatistan’a geçmek için yola koyuldum.. Navigasyon ile hudut kapısını bulmak için epey bir yol aldım.

Küçük, ıssız ve tenha bir yoldan gidiyorum.. Nihayet hudut kapısına geldim.. Küçük bir kabin ve bir yol kesici var. Başka bir şey yok..

“Burada bir tuhaflık var” dedim..

Gümrük kulübesinde iki genç bayan memur duruyor.

Bana” Nerden geldiğimi sordu.” “Türkiye” deyince, “Buradan geçemezsin ” dediler, “Burası sadece bu çevrede oturanlara günübirlik hizmet için var. “

“Sen otoyoldaki büyük kapıdan Hırvatistan’a giriş yapmalısın.. Yoksa cezalı duruma düşersin” Dediler..

Haydaaa !

Hava kararıyor.. Bu kadar yol geldim.. Şimdi bir de geri mi döneceğim ?

Geri döndüm.. Zaten bugün çok vakit kaybetmiştim, bir de bu eklendi. Tam oldu..

Akşam oldu.. Tek tük evlerin olduğu küçük bir semte geldim.. Köşede bahçeli bir kafe vardı.. İçeri girdim.. Hem bir kahve içeyim, hem de yakınlarda kalacak bir yer var mı diye sorayım dedim..

Kafeye bakan adam az ilerde bir kamp yeri var demez mi.. Hemen çıkıp gittim..

Kamp yeri deninilen bir evin bahçesi gibi bir yer.. Girişinde yağlı boya ile yazılmış gelişi güzel bir “Camping” tabelası var.

Sahibi yandaki ev olmalı deyip zile bastım.. Şortlu, tişörtlü genç biri kapıyı araladı.. Bütün günü bilgisayar başında geçen biri herhalde.. Bana bakarken zorlanıyor.

Dışarı bile çıkmadı…

“Burası kamping mi?” dedim.

“Evet” dedi.

“ Kaç Euro “

“ Beş “

“Tamam “ dedim.. Beş euro verdim. Bir daha da genci hiç görmedim..

Bahçeye çadırımı kurdum.. Tahtadan yapılmış bir tuvalet yeri ve bir duş var. Tam kovboy işi..

Bir konserve daha açıp akşam yemeğimi yedim.

Hırvatistan yarına kaldı..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın