Uzun Bir Gün;

4. GÜN

Uzun Bir Gün;

Bugün sabah ile akşamın arasında sanki bir ay geçmiş gibi hissediyorum..

Sabah 8,45 te yola koyuldum. Hava güneşli. Niyetim Selanik yakınlarında bir kamp yeri bulmak.

Yola çıkınca, bir süre sonra bir benzinciye rastladım. Benzin aldım. Otobana girmeden Kavala’ya gitmek için benzincideki çocukla konuştum.. Çocuk Kavala ve Selanik deyişimden Türk olduğumu anlamış.

“Abi ben Türk.. Türkçe konuş .” dedi..Biraz Türkçe biliyor.. Yolu tarif etti. Ayaküstü biraz konuştuk. En büyük hayali İstanbul’u görmek…

O kadar da görmek istenecek bir şehir değil ama herkesin bir hayali var.. Gerçeğiyle uyuşmasa bile..

Yola devam ettim..

Navigasyon harika; “Paralı yollar hariç bir rota oluştur” diyorum, öyle yapıyor.

Kavalaya gelmeden 10 km. önceydi sanırım,bir kasabadan geçiyordum. Börekçi gördüm..

“NİĞDE AKSARAY’LI YORGO” Tabelada böyle yazıyor..

İçeri girdim. Tezgahta kuyruk var. O kadar işi yoğun.. Yer self servis işliyor.. Kuyrukta bekledim, sıra bana geldi;

Türkçe “Bir porsiyon peynirli börek, bir büyük çay.” Dedim.

Yorgo dondu kaldı..”Aaa! Türk” dedi.

Ben de neden bu kadar şaşırdığına şaşırdım.. Sonuçta buralarda, seyahat eden çok Türk var.. Tabelayı da Türkçe yazmış.

Yorgo “Uzun zamandır Türkçe konuşmadım” dedi. Çay bardağını aldı hala şaşkın.. Hesabı uzattım, “sonra alırım, sen şimdi otur.” dedi.

Masaya oturdum börekle çayı içtim. Börek harika. Zaten müşterilerden belli..

Hesabı ödeyip gitmek için tekrar tezgaha gittim. Yine kuyruk var..

“Bekle” dedi. Bekliyorum da benim de gitmem lazım. Onun niyeti biraz konuşmak.

Konuşuyor da. İstanbul’dan, Türkiye’den, babasından daha bir sürü şeyden..

Kuyruk bekliyor. Ben kuyrutan rahatsızım. Herkes bize bakıyor..

“Yorgo kuyruk uzuyor. Hesabı al, ben gideyim.” dedim.

“Hesap falan yok. Biraz vaktin olsaydı, oturup konuşsaydık. “ dedi. “

Ayrılırken, ne oldu anlamadım, ikimizde duygusallaştık.. Vedalaştık..

Evet.. Yaşananlar maalesef üzücü..

Yola devam ederken bütün bunlara sebep olan nedenler kafamdan geçiyor.. Tarih, coğrafya, milletler, dinler, diller…

Karma karışık. Çöze bilene bravo.. Ben çözemedim..

Çok sonra motosiklet sürdüğümü fark ettim..

YORGUNLUK;

Yola devam ediyorum.. Kavala’ya geldim.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi.

Birkaç yıl önce de Kavala’ya tekneyle gelmiştim. Şehri biliyorum.. Hiç te sevmemiştim. Bana enteresan gelen hiç bir tarafı yok.

Sadece güzel espreso kahvesi olan bir yer vardı. Orayı hatırladım. Gittim, buldum..

Kapısının önünde bir Transalp motosiklet duruyor. Onlarda uzun yolcu. Yüklerinden belli..

Yanına motosikleti çektim. İçeri girdim..

Transalp’le yolculuk eden çift içerideler. Giyimleri tam robokop gibi. Kahvemi içereken durmadan birbirimize baktık..

Onlar önce konuşsun, ben konuşmayacağım. Onlar bana bakıp bakıp aralarında konuştular. Bu kadar bakışmadan sonra hiç konuşmadan ayrıldık. Komik oldu…

Selanik’e daha çok yolum var.. Devam ettim..

Yolu yarılamışken yağmur başladı.. Motosikleti bir kenara çekip yağmurlukları gidim.. Yağmur git gide şiddetlendi. Hızımı hiç kesmedim.

Tuhaf; Daha Kavala’da iken sıcak bir güneş vardı..

Selanik’e gelmeden güneye inmem lazım. Haritada bulduğum kamp yeri orada, Halkiyadis’te.

Güneye inişte çok güzel manzaralarla karşılaştım. Güzel kasabalar ve yerleşim yerleri vardı.

Nihayet yağmur durdu.. Motosikleti kenara çekip yağmurlukları çıkardım..

Yolda yürüyerek yanımdan bir gurup Yunan askeri geçti.. On veya on beş kişi kadardılar. Bunlar, bunlar ne yaa….!

On yaşındaki bir kürt çocuğu bunları döver. Öyle narin, öyle kibar.. Bazıları gözlüklü.. Bunları bildiğimiz klasik bir savaşta düşünemiyorum..

Neyse..

Kamp yeri çok uzakmış. Bugün epey yoruldum. Yorgunlu ne demek PERİŞANIM.

Kamp yerini buldum.. Çadırı kurup, çimenlerin üzerine uzandım.

“ Ah ! Dedim . Şimdi biri bana bir yorgunluk kahvesi yapıp getirse, ne güzel olur.”

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Comments (3)

  1. Ayhan KORKMAZ 30/03/2020
    • cemoz 30/03/2020
      • Ayhan KORKMAZ 01/04/2020

Yorum Yapın