Saranda;

Saranda;

Sabah uyandığımda güneş doğmuştu… Çadırdan çıktım.. Biraz aşağıda koyunlar otluyor. Çıngırak seslerini uykumda bile duymuştum..

Burası dağ başı olmasına rağmen sabah bana korkutucu gelmedi. Güzel bir yer. Sanki burada bir ay kamp yapsam da olur..

Dinlenmişim.. Keyfim yerinde ve açım..

İlk işim kahvaltı yapmak oldu. Bir sandviç hazırladım. Bir kutu portakal suyuyla birlikte yedim..

Toparlanıp yola çıktım.

Bu sefer böyle ufak tefek kamp yeri falan aramayacağım. Belli bir kasabada otelde kalırım. Hiç olmazsa yolu falan belli olur. Böyle dağ başlarında kaybolmam.

Navigasyon ve biraz da tahminle ana yolu buldum.. Epey içerilere girmişim.. Sonra Ana yoldan giderken bir yol kavşağında “Serende” diye bir tabela gördüm..

“Hah işte !” dedim. Adriyatik kıyısında, yolu belli, sağlam bir kasaba. Hemen saptım.. Yol tabi ki yine dağlara yöneldi. Virajları ve uçurumları bol bir yol.. Viraj viraj artık başım döndü..

Ama nihayet sahil kasabasına geldim.

Burası bizim sahil kasabalarına benzemiyor.. Denizden biraz yüksekte.. Çok hotel var ve ucuz. Ama hotellerin resepsiyonlarındaki ortam güven verici değil. Biraz tuhaf..

Temiz bir hotel aradım ve buldum. Fiyatı gecelik kahvaltı dahil 20 euro..

Resepsiyondaki kadın Türkiye’den geldiğimi görünce “Ben de müslümanım.” dedi. Arnavutluğun yarıya yakını müslümanmış. Ama Türkçe bilmiyorlar. Tek tük bazı kelimeleri Türk dizilerinden öğrenmişler. Türk dizileri burada çok popülermiş..

Odaya çıktım.. Çadırdan sonra normal bir odadayım. Duş, yatak, tuvalet…. Bu ne konfor…

Bir duş alıp sonra kasabayı dolaşayım…

“Günaydın. Nasılsınız ?”

Kasaba da (Saranda) enteresan hiç bir şey yok..

Turizm ve para için yapılan her yer gibi yapmacık. Bol bol hotel ve restoran var.. Dün akşam kaldığım dağın başı daha iyiydi..

Fakat kaldığım hotelin tasarımını çok beğendim. Usta bir mimarın elinden çıktığı belli.

Kasabada dolaşırken ilginç bir şey oldu. Bir kafede televizyonda Türk dizisi oynuyor, alt yazılı. Konuşmalar Türkçe orijinal dilinde..

Dizileri seyretmediğim için hangisi olduğunu bilmiyorum.. Ama hoşuma gitti..

Sabah hotelde kahvaltıya indim.

Resepsiyondaki müslüman kadın Türkçe “Günaydın, nasılsınız?” dedi. Telafuzu o kadar iyi ki, dün konuşmamış olsaydık Türk zannederdim..

Kahvaltıdan sonra yol hazırlıklarım başladı.. Motosikleti yüklemek tam bir iş. Öyle Givi marka arka ve yan çantalarım yok. Arkadaki büyük çantayı şerit kayışla bağlıyorum..

Kasabadan çıkmadan bir markete uğradım. Aklımda bir kaç şey var onları almak istiyorum.

Marketin önü tam bir curcuna.. Markette gençler var. Alış veriş yapıyorlar.. Fakat bakışları ve beden dilleri çok kötü… haince.. İnsana güven vermiyor..

Aklıma “motosiklete bir şey olur mu?” endişesi geldi. Alış verişi bırakıp dışarı çıktım. “Boş ver alış verişi. Yürü oğlum yoluna.” Dedim.

Dönüş yine dağ yolları ve yine viraj.. Bir de önümüze bir kamyon düşmez mi, arkasında biz kuyruk.. Sollama ihtimali sıfır.

Ana yola gelinceye kadar öğlen oldu..

Bir an evvel Tiran’a kadar gidip, Tiran yakınlarında bir kamp yeri bulmalıyım.. Ertesi gün de Karadağ’a (Montenegro) geçmeliyim.

Bu kadar Arnavutluk yeter!

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın