Yunuslar, Koylar;

27. GÜN

YUNUSLAR, KOYLAR;

Panagia Koyu sabah inanılmaz güzeldi.. Durgunluğu, havası, sessizliği, herşeyi kusursuzdu.. Zor ayrıldım.. Alonnisos adasına gideceğim..

Panagia adasının bir manastır varmış.. Doğusundan giderek manastırı görmek istedim. Gördüm.. Çok enteresan değil.. Üstelik adanın bu tarafı oldukça kaba dalgalıydı.. Bir tek güzel şey, tam manastırın önünde oldukça kalabalık bir yunus sürüsüne denk geldim. Hem de büyüklerdi.. Yanımda ikişer ikişer suya atlayıp çıkıyorlardı…. Benimle oyun oynuyorlar..

Bir kaç tanesi tam havuzluğun yanında atladılar.. Sonra inernette izlediğim, Japon balıkçıların yüzlerce yunusu bir koyda sıkıştırıp katlettikleri video aklıma geldi.. Benimle birlikte yüzen bu sürünün katledildiğini düşündüm.. Ürperdim..

Şimdi bakıyorum, bana hiç te eğleniyorlarmış gibi gelmiyorlar.. Sanki bana “ Hey! Biz seninle oyun oynamıyoruz.. Dünyada bu kadar kötülük varken, sen bütün gücünü bu tekneyle dolaşmaya mı harcıyorsun…? ” der gibiydiler.. Üzerime biraz mahcubiyet geldi..

Dümeni zor tuttuğumdan video çekemedim.. Zaten çekseydim iyice ayıp olurdu..

Alonnisos adasının kanalına girince dünya değişti.. Sabah saatleri.. Deniz dümdüz. Manzara dayanılmaz.. Nerdeyse her koyda durmak istedim.. Hangi koya gireceğimi şaşırdım.. Girdiğim koylarda “ Deniz soğuk yüzemiyorum ama burada bir kahve içmeden de gidilmez…” Diyorum… Demiri atıyorum..

Kaç kere demir attım, kaç fincan kahve içtim hiç saymadım.. Bu kadar zevk alarak yolculuk yaptığım az olmuştur.. O kadarcık bir mesafede bütün günümü harcadım..

Votsi’ye geldim… Patatiri Limanı’nın gecelemek için uygun olmadığını duymuştum. O nedenle Votsi’yi tercih ettim.. Fena da olmadı.. Aşağıda yazdıklarımı saymazsak..

Kıyıdan koltuk alarak demir atmış bir tekneyi görünce “Demek burada sistem buymuş.” dedim.. Kıyıdan koltuk alarak yanaşma manevrasına başladım..

Daha önce kıyıdan koltuk alarak hiç yanaşmamıştım. Tek başına zor iş..

Bu yanaşma ve ayrılma manevralarını genelde anlatmak istemiyorum.. Sıkıcı bir teferruat.. Fakat bunu özetle anlatayım;

Etrafta kimse yok.. Koyda esinti var.. Bota binip halatı kıyıya taşıyıncaya kadar tekne kıyıdan uzaklaşıyor.. Botla tekneyi çekmeye çalışıyorum.. Benim kürekle çektiğim mesafeyi hafif bir rüzgar geri alıyor.. Bu esnada botun kürekle bağlantı yerindeki plastik koptu… Tek kürek kaldım..

Güç bela diğer teknenin koltuk halatını yakaladım.. O teknede kimse yok.. Onun koltuk halatına tutunarak kıyıya ulaştım.. Kıyıda bulduğum bir demir kancaya halatı bağladım..

Yine perişanım…

(Bu yanaşmamın bir videosu olmalıydı.. Epey malzeme çıkardı..)

Votsi’de yeni iskele yapıyorlar.. Çok güzel.. Bitmek üzere. Yaza hazır olur sanıyorum..

Solugan fazla yok.. Fakat kıyıda kafe, taverna, yada market gibi hiç bir faaliyet yok..

Akşam üzeri Votsi’den Patatiri’ye yürüyerek gittim.. Mesafe çok değil..

Patatiri oldukça hareketli bir yer.. Bir okulu bahçesinde yıl sonu törenleri hazırlamışlar… Oturup bir süre onları izledim.. Bizim okullardaki törenlere çok benziyor.. Spor gösterilerinin içine şişman bir kız çocuğunu da koymuşlar… Kız takla atamadı.. Öğretmen ona takla attırmak için çok uğraştı.. Hoş olmadı… Gerek yoktu..

İlgimi çeken bir şey de, böyle bir ada için oldukça fazla araç kiralama firması var.. Bir motosiklet kiralamayı düşündüm. Günlük 20 Euro.. Adanın boyu 32 kilometre. Bir tane köy var… “Bir köy ve bu mesafe bana az gelir”, deyip vazgeçtim..

Koylarda ettiğim rahatı limanlarda edemiyorum, demiştim.. Doğru… Mesela bu gece Votsi’de, dün geceki kadar rahat değilim..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın