Nea Marmaras

24. GÜN

Nea Marmaras

Porto Koufo’da sabah 15 metreden demiri kolla çekmek epey zor oldu.. Bir ara mola verdim.. Bittim.. Tekne aldı başını gidiyor.. Demir denizde … “Nereye gidersen git… Yoruldum..” dedim.

Neyse boşverin….. Bir türlü oluyor işte..

Kısa bir seyirden sonra Nea Marmaras’tayım.. Sabahın köründe.. Saat daha 9 bile değil.. N’apayım Porto Koufo’dan erken çıktım.. Burası da yakınmış…. Böyle oldu…

Erken olmasına rağmen iskelede beni birkaç tekne sahibi karşıladı. Kolay yanaştım..

Nea Marmaras’ın yanında bir marina var…. Nothingçilerin marinasıymış…. Hepsi lüks yatlar… Bizim gibileri kapıdan sokmuyorlarmış….. Öyle dediler…

Sert bakıştığımız Fransız çiftle burada da karşılaştık.. Yine bana ters ters baktılar… Ama ben iki gün önceki oyunu devam ettirecek havamda değilim. Öylesine geçip gittim…

Hiçbir sebep yokkan nasıl böyle bir düşmanlı oluştu hiç anlamıyorum… Ama ben düşmanlarımı sevmeye başladım.. Söz veriyorum bir daha ki karşılaşmamızda, en sempatik halimle gönüllerini kazanmaya çalışacağım..

Burada yabancı olarak bulunan herkes Balkan ülkekerinden.. Romen, Bulgar , ya da Sırplı.. Türkiye’nin ve İstanbul’un buralarda itibarı var.. Ben Türk’üm deyince fark yaratıyor. Hele bir de İstanbul deyince fark çarpı iki oluyor.. İstanbul’un nüfusunu biraz daha abartıp 25 milyon diyorum.. İki tane Yunanistan diyorlar..

Bizim bir AVM miz sizin bütün bu kasabayı satın alır havalarında, kasıla kasıla geziyorum… Ama kimsenin salladığı yok..

Yan teknelerde ki Romen arkadaşlarla sık sık konuşuyoruz.. Önlerinden geçiyorum, bazen beni kahve içmeye çağırıyorlar. Hepsi erkek grubu.. Bana güven vermiyorlar… Yaşı altmışın üzerinde bir abi var, kulakları küpeli.. Küpeler farklı.. Birinin kolunda içinde kadın figürleri de olan karışık bir dövme var..

Onlara uyarsam beni yoldan çıkarırlar.. Ben temiz ve düzgün bir insanım.. Bu durumlar beni bozar.. Mesafeyi korumalıyım.. Yoksa Türkiye’ye döndüğümde, bütün vücudu dövmeler içinde, kokain bağımlısı bir korsanınız olur.. Bunu istemezsiniz herhalde…..

Bugün buranın pazarı kuruluyor.. Hemen iskelenin yanında… Pazardan alış veriş yaptım..Bizim pazarlara çok benziyor… Yalnız satıcıların çığlıklari yok.. “Do-ma-te-se geeeeeeeeeeeel!!”

Bütün gün yağmur yağdı… Öğleden sonra da çok sert bir rüzgar çıkıyor, saat altı da kesiliyor.. O saatlerde tekneyi bırakıp bir yere gidemiyorum..

***

Nea Marmaras 2. Gün”

Bu gün buralardayım.. İskelede orada burada vakit geçiriyorum.. Komşularla sohbet ediyorum..

Tekne sahibi olan yaşlı Romen abi, “Benim kızım” (my daughter) diye söz ediyor.. Ben kendi kızından bahsediyor sanıyorum.. Sonra da zor toparlıyorum.. Teknesinden bahsediyormuş…

“Nedir bu?” Dedim

“Tekneler kızımız bizim.” diyorlar… Onun için “she” denir..

İngilizcede de böyle olduğunu biliyorum.. Ama koskoca bir saçmalık bu.. Araba nedir ? “He” mi?. Ya motorsiklet…. Ona da bir ifade var mı? İnglizlere uyarsak arabanın direksiyonunu da sağa almamız gerekir..

Tekneye kızım diyen biri, günü geldiğinde onu en çok para veren birine satmamalı.. İnsan kızını satar mı?

Ancak ona çok iyi göz kulak olacağına inandığı birine vermeli.. Hatta kızı gittiği yerde rahat etsin diye destek bile olmalı..

Ya da bütün bu saçmalıkları bırakıp o sadece bir tekne demeli..

Bu durum bana bir olayı hatırlattı;

Yıllar önce yaz tatilinde kaldığım bir apart otelin arkasında ki köy evinde, otel yerinin sahibi teyze yaşıyordu.. Sabah erken kalktığında, otelde kalan birilerinin köpeği (oynamak için herhalde) teyzenin üzerine koşmuş.. Teyze de yerden bir taş alıp köpeğe atmış…. Sabah otelde köpeğin sahibiyle olay koptu.. Arabulucu olmak bana düştü…

“Teyze sen niye Leydi’ye (köpeğin adı bu) taş atıyorsun? “ dedim

“Onlar da köpeğine sahip olsun..” Dedi

“Ona köpek deme kızıyorlar.. O bizim kızımız diyorlar… Onun adı Leydi” dedim…

Teyze “Ne yani köpeğe köpek diyemeyecek miyiz?” Dedi

“Evet..” Dedim

Teyze “ O zaman, onlarda benim koyunlarıma (beş altı tane koyunu vardı ) “koyun” demesinler. Onlar da benim kızlarım.” Dedi..

!!….?………!!…..?………………??????

Bütün bunlara gerek yok…. Kafamız karışıyor…

***

Nea Marmaras notları;

Ana karada bir yerleşim yeri olması sebebiyle her şey adalara göre daha ucuz..

Mazot tedariki zor.. Çünkü benzin istasyonları şehrin dışıda… Mesafe biraz uzak.. Mazotun litresi 1 Euro..

Yerleşim pek hoş değil… Bizim yerleşim yerlerine benziyor… Kilise dahil, eski ve tarihi hiç bir yapı yok..

Limanı biraz karmaşık.. Eski kopmuş iskeleler ortalarda duruyor.. Fakat tekneye yer bulmak zor değil… Çok alternatif yerleri mevcut.. Elektrik, su bedava… Tam yatmalık yer.. Ben 3 gün kaldım..

Market olarak yetersiz.. Süper market yazan yerler bir bakkal dükkanı kadar..

Her Yunan kasabasında olduğu gibi bol bol restauran var.. Ama benim ilgi alanıma girmiyor..

Benim için, iyi bir restoranda yenilen balık veya bonfile ile konserve kutusundan plastik kaşıkla yediğim barbunyanın hiç bir farkı yok..

Geldikleri limanda ilk yaptıkları şey, akşam yemeği için bir restauran araştırmak olan insanları duydukça deliriyorum…. Başkaları için önem derecesi birinci sırada olan bir şey , benim listemde niye hiç yok…? Hatta en diplerde bile….

Nea Marmaras görülmese de olabilecek yerlerden biri..

Burası bana yetiştiğim varoşları hatırlatı..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın