Limnos

Limnos; Böyle Bir Ada Var mı?

Yola çıkmak güzel şey… Bir yerde birkaç gün durmak sadece kararlı olursam oluyor.. Hep gitmem lazım.. Limandan çıkıp denize açıldığım zaman büyük bir rahatlama hissediyorum..

Sigri’den sonra, kuzeye çıkarken hatırı sayılır bir deniz trafiği var.. Yarım saat önce ufukta gördüğün gemi bir anda yanımda bitiveriyor..

İrili ufaklı birkaç gemiden oluşan bir askeri filo geçti.. Hangi ülkeye ait olduklarını anlayamadım.. Belki de Rus gemileriydi..

Bulaşmadım… Ülkemin başı benimle zaten dertte.. İkinci bir daha dert olmak istemedim.. Benim yüzümden bir üçüncü dünya savaşı çıkarsa bu hiç hoş olmaz..

Gülmeyin… Birinci dünya savaşını Sırplı bir öğrenci çıkarmadı mı?

(Saçma olmuş. Bugün olsa bu espriyi yapmazdım)

Yol uzundu.. Bir ara nereye baksam deniz… Dünyanın yuvarlak olduğunu anladım.. Bildiğim bütün şarkıları söyledim.. Bildiğim şarkılar bitti, deniz bitmedi.. Yoksa böyle bir ada yok mu? Olsaydı görünürdü… Belki de haritaya çay damladı… Ben o lekeyi ada sandım….

Sonra ufukta bir karaltı belirdi.. “Aaaa!! Ada göründü… Ada varmış…Geldik….” Dedim..

“Geldik ” dedikten 5 saat sonra karaya ulaştım..

Kumsala doğru uzanan masmavi suların içine demirimi bıraktım.. Adadaydım..

(Size tavsiyem, Midilli’den Limnos’a gidiyorsanız, uzun süre adayı göremezseniz bile umudunuzu kaybetmeyin…. Yolunuza devam edin… Ada görünecektir.. Bana güvenin…)

Güzel bir yolculuk oldu.. (Az önce ne yazmışım, şimdi ne diyorum.) Demir attığım koyda biraz kalıp, dinlendim. Yemek yedim… (Yolda doğru, düzgün bir şey yiyemiyorum..) Kahve içtim..Eğer beğenirsem geceyi burada geçiririm. Koyda su çok temiz.. Demiri de zinciri de görüyorum.. Fakat solugan var..

Mirina’ya gideceğim.. Mirina 8 mil.. Hava kararmadan varırım… Yola tekrar çıktım..

Mirina girişi zor fark ediliyor..

İskeleye yanaştım… Limanda birkaç tekne var.. Hepsi de çok özellikli, sanırım şöhret tekneler. Ve ben 34 feet 86 model Beneteau, Vista..

Bir Alman’ın teknesi var, sanki 18. yüzyıldaki gemilerin küçültülmüş hali.. ( Sahibi bana yanaşmamda yardımcı oldu)

Mirina küçük bir yermiş gibi duruyor. Fakat girdikten sonra öyle olmadığını gördüm.. Çarşısı, kafeleri, restoranları ve marketleriye beklentimin üstünde çıktı.. Yapıları eski ve kaliteli.. Beni şaşırtan şey, denizin ortasında, ana karadan uzak, tek başına olupta bu kaliteyi yansıtabilmesi..

İlginç de bir kalesi var… Kayalık dağla içi içe..

Hiç resim çekmiyorum… Zaten çeksem de mini tablet ile çekmem lazım.. Başka bir şey yok.. Ama içimden hiç resim çekmek te gelmiyor.. Resim çekme me meselesi bende takıntı oldu.. O kadar sıradan ki, resim çekmeye elim varmıyor..

Fotoğraf bir yeri olduğundan daha iyi gösterecekse çekilmeli.. Ya da en azından olduğu gibi götermeli.. Bu yapılamıyacaksa bırakın hafızanıza nasıl işlediyse öyle kalsın..

Geçmiş yıllardan hatırımda kalan öyle güzel yerler var ki… Resimlerine baktığım zaman, iskele de bir kaç balıkçı sandalı, bir iki yelkenli tekne … Hepsi bu… Bu ne yaa… ? Diyorum.. O kadar güzel dediğim yer bu mu? Bu resim olmasın…. Daha iyi..

Hele bir de şu gün batımı resimlerini çekenler yok mu.. Yanlarından geçerken gülmeden edemiyorum… Google’a “sunset” diye yaz, 175 milyon tane sonuç çıkıyor.. Sen daha neyin resmini çekiceksin? Elindeki cep telefonuyla mucizeler mi yaratmaya çalışıyorsun..

İlginç bir şekilde, her dakika başı çan çalıyor.. “Bu ne yaa! Her dakika” dedim… Bu çanı çalanı bulmaya çıktım.. Kiliseyi buldum, fakat ortada çanı çalan kimse yok.. Çanlar da halatları da olduğu gibi duruyor.. Sonra farkettim… Çan kulesine bir hoparlör koymuşlar, çan sesi oradan geliyor.. Dinlerde de yapaylaşma var.. O zaman o kadar kule, çan ne işe yarayacak?

Gece hava kararır kararmaz bir kutlama başladı.. Tekneden çıkıp gittim.. Askeri bando, din adamları, bazı genç öğrenciler tören yürüyüşüyle meydana geldiler.. Arkalarında da iyi giyimli halk korteji.. İnsanlar bayağı özenle giyinmişler.. Gençler omuzlarının üzerinde ışıklar için de süslü, kubbeli bir şeyler taşıyorlar… Neyi kutluyorlar bilmiyorum.. Kimseye de sormadım… Öylece seyrettim..

Burada biraz kalsam mı, ne yapsam……?

DEFİNE ADASI;

Harika antika teknesi olan posbıyıklı Almanı beni karşıladıktan sonra hiç görmedim.. Akşamları teknesinin kıç kamerasının ışığı yanıyor.. Kamaranın penceresindeen sızan ışıkla görüntü inanılmaz.. Beni hayallere sürüklüyor… Böyle bir tekneyle okyanusta keşifler yapılır..

“Kıç kamara onun çalışma odası olmalı.” Diye düşünüyorum.. Kamarın ortasında mutlaka bir antika ahşap çalışma masası vardır. Masanın üstünde ve yanında rulo halinde haritalar.. Arkasındaki dolapta kesinlikle bir sekstant vardır..

Günlerdir orada ne yapıyor..? Böyle bir tekneyi insan Yunan adalarını gezmek için almaz.. O işi zaten benim teknem de yapıyor.. O an aklıma geliyor; Bu tekneyle okyanusa açılacak ve Define Adasını arayacak..

Elinde keçi derisine çizilmiş bir hazine haritası var.. Masanın etrafındaki haritalarda günlerdir Define Adası’nın yerini tespit etmeye çalışıyor..

“Beni kesin gözüne kestirmiştir…” Diyorum.. “Tek başına bir adam… Başıboş dolaşıyor..” Demiştir..

Ertesi gün tekneden çıktığımda, yanıma yaklaşacak… Etrafta bizi gözetleyen biri var mı diye kısaca bir göz atacak..

Ve bana alçak bir sesle fısıldayarak “Sana güvenebilir miyim?” Diyecek..

Ben de “Evet” Diyeceğim..

“Seninle uzun bir yolculuğa çıkmayı planlıyorum.. Eğer kabul edersen “ Diyor..

Ben “Nereye? Diye soruyorum….

“ Okyanusa” Deyip kısa kesiyor.. “Ne için?” Diyorum.. “Orasını açıklayamam..” Diyor.

Fakat ben bal gibi biliyorum…. Yolculuk okyanusta bir Define Adası’na ..

Benim görevim tayfa olmak… Istıralya tellerinin yanındaki ip merdivenden direğin tepesine çıkıp, ufukta görünen bir kara parçası var mı diye bakacağım..

Posbıyıkla herşeye varım… Tamam da… Bu adam hazineyi bulduktan sonra beni ortadan kaldırmayı planlıyordur… Daha sonra boş boğazlık ederim diye…

İşte burası midemi bulandırıyor..

Saat gece yarısını geçti… Tuvaletin penceresinden bakıyorum… Posbıyık kaptanın ışığı hala yanıyor..

“Sen çalış kaptan.. Ben uyuyorum..” Diyorum..

(Arkadaş iyice hayallere kaptırmış kendini.. Biraz daha kalsa, Karayip korsanı olup dönecekmiş..)

Ertesi sabah, erken saate hayallerimi ve Posbıyık Almanı limanda bırakıp sessizce Myrina’dan ayrılıyorum..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın