Başlangıç

2016 senesinde tek başıma yaptığım, 45 gün süren deniz yolculuğumu anlatmak üzere bu yazıyı yayınlıyorum.

Denizlerde, Tek Başına

(Başlık biraz iddialı oldu ama, aklıma başka bir isim gelmedi.)

Uyarı;

( Bu yazıda geçen hiç bir düşünce veya fikre itibar edilemez. Ya da doğru kabul edilemez. O an aklıma öyle gelmiş, ya da öyle hissetmiş, yazmışımdır.. Şu an tam aksini de düşünüyor olabilirim. Araka planında derin bir araştırma yada bilgi birikimi yoktur.. Ayrıca saçmaladığım yerler de oldu.. Yazının orijinalliği bozulmasın diye olduğu gibi yayınlıyorum..)

Bu yıl ben de şahıs üzerine kayıtlı, yabancı bayraklı tekne darbesini yiyenlerdenim.

Cezanın gelmesinden iki ay sonra Kuşadası Gümrük Müdürlüğü’nden arandım.. “Cezanı derhal yatır, yoksa başına geleceklerden biz sorumlu değiliz..” Dediler.

“Tamam, cezamı yatırayım da bana hemen yurt dışına çıkış yap diyorsunuz. Ben bu kışta kıyamette nereye çıkayım? Teknenin de bakıma ihtiyacı var..” dedim.

Gümrük Müdürü “Sen cezayı yatır, biz seni Nisan sonuna kadar çıkış için idare ederiz.” dedi….

Teknemde bir sürü eksik var. Geçen seneden kalan arızaların hepsi duruyor.. Kime sorsak “ Bu tekneyle marinadan dışarı çıkma !! “ der…

( Burada biraz “Bakın ne kadar “gözü kara” biriyim.” imaları seziyorum.)

(Not: Şimdiki değerlendirmelerimi italik harfle parantez içinde yazdım.)

Tek başına yolculuğa çıkmak konusuna gelince;

Çok ta büyütülecek bir yanı yok.. Ölümle de tek başınaa karşılaşmıyormuyuz.. ? Böyle bir yolculuğu tek başına yapmak, ölümle teke tek karşılaşmanın yanında çok küçük kalır.

Cezayı yatırdım… Nisan ayınında Ayvalık’a geldim… Teknede geçen seneden kalan arızaların hepsi duruyor.. Elimden gelenlerin bakımlarını yapmaya çalıştım… Olabildiği kadar… Bütün sorunları gidermeye çalışsam, bu yıl hiç bir yere çıkmamam lazım….

Devlet bir yandan bastırıyor, arızalar diğer yandan.. Zaten evde de hep bir ağızdan bağırıyorlar, koro halinde “Sat şu tekneyi! Sat şu tekneyi!” Diye..

Bir tekne aldım, başıma gelmeyen kalmadı… Tek suçum bir tekne almak..

Nisan’da Türkiye’den ayrıldım…

Benim çıkışlarım hep zorunlu olmuştur.. Bu ilk değil… Geçen sene de beş yıllık transitlog çıkış sürem dolduğu için yurt dışına çıkarılmıştım…

Kendi vatanımdan hep kovuluyorum…

Ama birgün kendi isteğimle, kendi istediğim tarihte, herşeyi çalışan bir tekneyle, kendi istediğim yere gideceğim.. Birgün bu olacak….

Buna inanıyorum…

  • (1. GÜN)

Aynı Yere mi Geldim?

Yirmi knot civarı bir havada yola çıktım… Fakat rüzgar tamamen bana çalışıyor. İki yelken açık, uçurtma gibi gidiyorum.. Kısa sürede Mitilini (Midilli) önlerindeyim.. Limana girdim.. Sağ tarafta kıyıya aborda olacak tek kişilik bir yer buldum..

Kıyıda ki sade vatandaşların komik yardımlarıyla kıyıya bağlandım.. Arabalarına binmek üzere olan genç bir çift. Kadın çok şık, fakat yardımcı olmaya istekli. Adam sportif yapılı, elinde telefonla konuşuyor, tek elle yardımcı olmaya çalışıyor… Kaç kere halat attım saymadım fakat sonunda oldu.. Adam başı onar euro istediler. Verecek gibi yaptım ama almadılar..

Evrakları alıp giriş işlemleri için pasaport polisine gittim.. Görevliler “Tekne nerede ?” dediler…

“İleride… limanda..” Dedim.. “Olmaz, tekne gümrük sahasında olmalı.” dediler.

“ Tek başınayım.. Zaten zorla yanaştım.. Yapmayın, etmeyin.!.” Dediysem de söz dinletemedim..

Geçen sene de geldim. Aynı yere park etmiştim, hiç sorun olmamıştı.

Gittim tekneyi aldım, gümrük sahasına getirdim.. Bu sefer etrafta yardımcı olacak kimse de yok.. Halatı elime aldım, kıyıya yanaşınca tekneden atladım.. Acilen halatı oradaki halkaya son anda güç bela taktım… Atlama esnasında başımdaki emektar şapka uçtu. Ayağımdaki spor ayakkabının teki de denize düştü.. Gitti…

Evrak işlemlerini halledip gümrük sahasından çıktım.

Gümrük sahasından çıkış yaparken düşen ayakkabımı denizde gördüm.. Peşine takıldım.. Kakıçla denizden aldım… Çok sevindim. Bütün yaşadıklarımı unuttum.. Fakat şapka yok…

Şapkaya üzüldüm.. 2 sene önce pazardan beş liraya almıştım.. Üzerinde teknenin zehirlisini vuruken olan boya lekeleri vardı.. Denizlerde gezerken hep başımdaydı..Yani hatırası vardı..

Tekrar limana girdim.. Liman polisi önceki yere yanaşmamamı söyledi. Orası sahipli imiş. Bu sefer kıçtan demir atıp, burundan kara yanaştım.

Geçen sene geldiğimde gördüğüm kolaylıktan sonra “ ben aynı yere mi geldim?” diye kendime sormadan edemedim..

Sonraki Sayfa

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın