Çamaşır Günüm;

14. GÜN

Bu gün çamaşır günüm..

Fazla uzun bir yol değildi… Kıyı seyriyle kuzeye doğru döndüm.. Thassos’un limanı çok geniş.. Ve bu koca limanda sağda soldaki tek tük tekneleri saymazsak neredeyse tek başınayım..

Bu gün Tassos ta ikinci günüm..

Thassos yeşillik ve dağlık bir ada.. Suyunun bol olduğu her halinden belli.. Muhteşem çınar ağaçları var.. Bu büyüklükte bu kadar güzellerine rastlamamıştım.. Bütün liman arabalı vapur.. Birkaç ufak tefek ayrıntı dışında kasaba enteresan değil.. Eski limanın oradaki tarihi ev, çınarlar , antik kalıntılar..vs…

Ama ben bugün de buradayım.. Acelem yok.. Daha sezon bile başlamadı.. O kadar güzel koylar gördüm ama birinde bile ayağım denize sokamadım.. Banyo bir sorun.. Teknede dar alanda pratik banyolar yapıyorum.. Kendi evimdeki banyo aklıma geldikçe “ Delisin sen!” diyorum.

Bugün Thassos’ta kalmamın bir sebebi de çamaşır yıkayayacağım. İskele de bol su var.. Benden başka kimse yok.. Çıkarırım küçük tüpü iskeleye. Üstüne kovayı koyarım. Çamaşırlarımı kaynatırım.. Çocukluğumda annemin yaptığı gibi.. Ben gezginim.. Bir şekilde yaşamam lazım..

Bir yerlerde okumuştum.. Hayatta ya oyuncusun, ya da seyirci.. Oyuncu olmak daha doğru galiba..Hiç bir şey yapmadan yaşadığımız o kadar çok zaman var ki, yazık.. Hepsi bir birininin aynı bin gün yaşamaktansa bir farklı gün yaşamak lazım.. Jimmy Hendrix “Sayı saymak değil, kilometre yapmak önemli.” demiş.. Öyle.. Doktorlarla, ilaçlarla seksen, doksan sayı say…

Yani özetle , hayatı yaşamak demek, iskelede çamaşır yıkamaktır.

Şu yolcu feribotunun kaptanına gemi kullanmayı öğretemedim gitti. Yine limana öyle bir giriş yaptı ki, sallantıdan klavyenin tuşlarına basamadım..

Halbuki bu sabah adamına söyledim…

Thassos’ta son gün;

Bugün antik tiyatro’yu gezdim.. Antik tiyatroya doğru çıkarken bir Alman çiftle tanıştım.. Yirmili yaşlardalar… Medeni durumlarını bilmiyorum..

Tiyatronun olduğu bölge tel örgüyle kapatılmış.. Kapısı kilitli.. Alman kız ( adı Adriyan) “Tellerin altından geçelim” dedi. Öyle de yaptık.. Tellerin altından sürünerek geçtik… Ben böyle bir şey yapmazdım… Suça teşvik edildim… Suç ortaklığı insanları daha çabuk dost yapıyor..

Dönüşte arkeoloji müzesine beni de götürdüler.. Oysa hiç niyetim yoktu.. Müzede bir kadın heykelini erkek zannettim… Adriyan “Beni de erkek zannetmiyorsun… Değil mi? “ Dedi.. “Yooo… hayır..tabiiki…“ Gibi bir şeyler geveledim… Mahçup oldum..

Sonra da benim tekneyi görmek istediler.. Tekneye getirdim. Tekne feribotun yanında. Uzaktan “İşte..! Benim tekne..” Dedim… Onlar feribotu görüyorlar.. Feribotun yanında çok küçük görünen benim tekneyi fark edemediler.. Martin( çocuğun adı bu) “ Neee? Sen bu feribotla mı geziyorsun? “ Dedi…

Üçümüzde gülmekten tekneye kadar zor yürüdük…

Teknede, frenç preste filitreli kahve yaptım…. İçtik.. Epey sohbet ettik… Ben bir ara Hitler’i sevdiğimi söyledim.. Adriyan çok kızdı..

İyi ama ben yaptıklarını tasvip etmesem de adamı yakışıklı ve sempatik buluyorum… Ne yani şimdi, yalan mı söyleyeyim…?

……………..

Thassos adasında iki büyük yerleşim yeri var.. Limenaria ile Thassos… İkisi için de söyleyeceğim şey “Görülmese de olur.” Ben yerleşimlerini, yapılarını pek beğenmedim..

Yarın sabah Keramoti önlerini turlayıp Kavala’ya gideceğim.. Artık bu noktadan sonra daha kuzeye gidemem.. Ege denizi bitti…. Daha fazla zorlamanın bir anlamı yok… En iyisi tekrar güneye yönelmek.

Her nedense , gittiğim bir yere bir daha gitmek istemiyorum.. İlk defa gittiğim yerlerdeki heyecanı sonraki gidişlerimde bulamıyorum..

Ege denizi biterse n’aparım.. Düşünmek bile istemiyorum.

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın