Bakışlarla Çatışma;

Bakışlarla Çatışma Ve Balıkçılar;

Porto Koufo’ya yola erken çıktım… Sabah erken olunca yemek iştahım hiç olmuyor.. Kıyı seyriyle yarımadayı döndüm.. Dönerken bir kaç koy vardı.. Şöyle bir uğrayıp kolaçan ettim.. Kimse “Abi önümüzden geçtin de, bir uğramadın.” Demesin… Sonra yola devam ettim..

Bu yol boyunca kumsalı olan birçok küçük koy var, ve hepsinde bir sürü karavan var.. Buralarda karavan tatilciliği çok yaygın..

Porto Koufo çok iyi gizlenmiş bir koy.. İki kayalık dağın arasından geçip hiç beklemediğiniz bir manzarayla karşılaşıyorsunuz.. Gizli bir koy ve etrafı yemyeşil… Ufak bir yerleşim de var. Koufo’yu beğendim..

Koyda derinlik çok fazla.. Demir attığım yer çok derin..10-15 metre var.. kıyıdan en fazla 50 metre açıktayım.. İnanılmaz bir şey..

Benim ırgat geçen sene bozulmuştu… Hala bozuk.. Hadi demiri attık ta, kol kuvvetiyle nasıl toplayacağız.. Sorun bu.. Beş, altı metrelere alıştım artık, ama bu biraz fazla..

Akşama doğru tekneden çıktığımda bir anda yanımda bir başka yelkenli tekne gördüm… Fransız bayraklı.. Ne zaman demir atmışlar farkında değilim.. Karı koca havuzlukta yemek yiyorlar..

Bir süre sonra teknelerimiz bir birine çok yaklaştı.. Bana endişeli gözlerle bakıyorlar, ama bir şey söylemiyorlar… İnsana uzak duran tipler.. Bir birimize kötü kötü bakışlar fırlatıyoruz..

Bana “Koyun ortasına demiri atmışsın.. Başkasını hiç düşünmemişsin.” Bakışları atıyorlar…Ben de onlara “Önce ben geldim.. Ne yani kimin geleceğini mi düşüneceğim..?” Bakışlarıyla karşılık veriyorum..

Oysa umrumda değil.. Dışarıda gülmemek için kendimi zor tutuyorum.. İçeri girip koyveriyorum..

Gereksiz bir tedirginlikleri var.. Onların sürdürdüğü bu tedirgin davranış beni oyunun içine daha da çok çekiyor…

Sanki dünya yörüngesinde dönen iki uydunun çarpışma riskini taşıyoruz.

Teknesine titizlil gösteren biriymişim gibi, arada dışarı çıkıp krom boruları siliyorum..

Havuzlukta dolaşırken onlara ters ters bakıyorum.. Sanki “ Bakın tekneme dokunursanız bozuşuruz.. Tekneler birbirine değerse, bu işin sorumlusu sizsiniz..” der gibi..

Tedirgin oldular.. Hava kararmadan demiri toplayıp koyun aşağısına gittiler, oraya demir attılar..

Çok güldüm…. Allahım yaa!…. Ben niye böyle yapıyorum…?

***

Gece hava karardıktan sonra büyük balıkçı tekneleri iskeleye geliyorlar.. Ama şimdiye kadar böylesine güzel, donanımlı bu boyda balıkçı tekneleri görmemiştim.. İskelede akşam vakti tam bir hareket başlıyor.. Dev projektörleriyle etrafı aydınlatıyorlar.. Bayram yeri gibi…

Havuzlukta oturup saatlerce onları seyrettim.. Onların heyecanlarına katıldım.. Ve bütün bunlar benim yüz metre ilerimde oluyor..

Kendimi o teknelerden birinde çalışan bir tayfa gibi hissettim.. Sanki bütün gün açık denizde onlarla birlikte ağ sermişim, balık yakalamışım. Akşam da günün yorgunluğuyla ve işini yapmış bir insanın tatmin duygularıyla limana dönmüşüm.. Biraz sonra köyün kenarında ki evime gideceğim.

Karıma, çocuklarıma bugün ne kadar balık yakaladığımızı anlatacağım.. Kaptan’la patronun arasındaki husumetten söz edeceğim… Ama sonra “Benim için hava hoş.. İkisi de beni seviyorlar…“ Diyeceğim..

(Bu hikaye, arkadaşta ki Sait Faik etkisinin izlerini taşıyor….)

Herkes gitti… Projektörler kapandı.. Hala bir kıpırtı var mı diye bakıyorum.. Yok…

Yarında burada kalmalıyım… Bunu bir daha yaşamalıyım.. Soğuk gecede, kabanımı giymiş olarak , elimde sıcak kahvemle onları seyredip tekrar hayaller kurmalıyım.. Doyamadım….

Burada bir akşam daha kalmamın sebebi budur….

Buradaki bülbüller de bir tuhaf… Gecenin karanlığında bile ötüyorlar..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Comments (2)

  1. Melhuzat 11/05/2020
    • cemoz 12/05/2020

Yorum Yapın