Ayrılış;

26. GÜN

Nea Marmaras günlerim sona erdi…

Yolculukta içimin en burkulduğu an bu sabaha ait..

Bu sabah erken saate yola çıkarken Romen abi iskeledeydi… Görünce şaşırmıştım.. Beni uğurlamak için kalkmış..Hiç beklemiyordum…

Ayrılırken bana “ Tek başınasın…. Uzun yol gideceksin… Kendine dikkat et ..” Gibi bir şeyler söyledi.. Tavırları içtendi.. Etkileyiciydi.. Sabahın alaca karanlığında iskeleden uzaklaşırken arkamdan el salladı.. Bu arkamdan “el sallanması” ilk defa oluyordu..

Ben bunu hak edecek hiç bir şey yapmamıştım.. Hakketmiyordum.. Bir çay, kahve bile ikram etmemiştim .. Hep onun kahvesini içtim.. Onun bana hissettiği bu yakınlığı anlayamamıştım..

Bu veda beni fena yerimden vurmuştu.. Hemen dönüp iskeleye yanaşmak, ona yumurta pişirmek, çay demlemek istedim.. Ama artık olmazdı.. Tekne gittiçke uzaklaşıyordu..

Tekneye “kızım” dediği için ona muhallefet etmiştim…

Şu an, onun bana hissetiği bu yakınlığa karşılık vermek için elimden bir şey gelmez.. En azından tekneye “she” derim.. “She’s my boat…”

Onun dediği olsun….

İSHAK KAPTAN;

Saat 6.00 da yola çıktım…. Rüzgar tam kafadan geliyor…. Ana yelkenle biraz rüzgar yakalamak için çok uğraştım.. Rüzgar gülünün oku hem rüzgarın yönünü, hem de gideceğim yönü gösteriyor.. İkisi de aynı…

Oysa o sadece rüzgarın yönünü gösterse yeterli.. Gideceğim yönü ben bulurum..

Bir ara rüzgara “20 derece dönsen ne olur? Kıyamet mi kopar? Şu koca denizdeki bir garibana azıcık faydan olsun !” Diye bağırdım.. Fakat sallamadı..

Acaba “rüzgar duası” diye bir şey var mı? Hani “yağmur duası” gibi..

“Allahım bana rüzgar ver……….. 270 dereceden……………. 14 knot ………….” gibi..

5-6 mil arkamdan bir yelkenli geliyor… Ful arma!!

Ya nasıl olur ben ana yelkeni bile çalıştıramıyorum, arkadaş full arma geliyor .. Gıcık oldum..

Dayanamadım avazı çıktığı kadar bağırdım… “Ulaaaan !! Bana artislik yapmaaaa !! Kapa şu yelkenleriiiiiiiiiiiiii !!” dedim… İnanılmaz bir şey oldu… 5 dakika sonra yelkenleri kapadı….

(Burada iki mucize gerçekleşmiş… Birincisi adam o kadar mesafeden duymuş. İkincisi de adam Türkçe biliyormuş.)

Yol bu sefer bana nedense dayanılmaz ve sıkıcı geldi.. Sanki günlerdir yoldayım… Git, git bitmiyor..

Yolda bir ara kendimden geçmişim.. Rüya görüyorum; Tekne benim tekne değil.. Neyse, benim tekne olduğunu farzedelim.. Dümende biri var, tanımıyorum..

“Kimsin sen?” diye soruyorum.. “Ben İshak Kaptan.” Diyor…

“Allah Allah.. Ben bu güne kadar İshak adında hiç kimseyi tanımadım..” diyorum.. “Hatırlamazsın” diyor..

“ Dümeni sen mi tutacaksın?” diyorum..

Gözleri ufukta “ Evet “ diyor.” Uyu sen.” Ben de uyuyorum..

Uyanınca “N’oluyoruz?” dedim. Toparlandım.. Kendi teknemdeyim.. Baktım rotam fena değil… Eh oto pilot az bir sapmayla da olsa işini yapmış… Sorun yok…

Akşama kadar rüyanın etkisi sürdü.. Halüsnasyon olabilir mi? Diye düşündüm.. “Ya rüya değilse? Ya gerçekse?” Dedim..

Aslında bir rüya ama sanki canım gerçek olmasını istiyor.. Bir hayalet kaptan gibi..

Altı üstü rüya işte… Amma saçmaladım…..

Bak şimdi yine kafama takıldı………

Ya değilse………. ?

Şu hayırsız otoplotun adını İshak Kaptan koyayım.. Belki ben uyuyunca , benim yerime dümen tutar…

( Rüya biraz daha karmaşık ve uzundu.)

Nihayet Panalgia koyuna geldim.. Yol bana uzun geldi…. Yorucu ve sıkıcı oldu.. Belki yelkenleri açamadığım içindir..

Koyları oldum olası limanlara tercih ederim.. Limanlardaki yanaşma stresi koylarda yok..

Hele bu koy çok rahat… Her yere demir at. Her yer müsait… Koyun soldaki girintisine demir attım.. Masmavi suyu var, fakat dibi görünmüyor..

Önce ciddi ciddi denize girmeye niyet ettim.. Mayomu giydim… Ayaklarımı suya da soktum..Ama sarmadı… Buzz.. Vazgeçtim..

Berbat vaziyetteyim.. Saçlarım uzamış… Sakallarım da öyle..Üstelik kirliler… Denize biraz girebilseydim, hiç olmazsa yıkanmış sayılırdım..

Ama boşver… Kendimi beğendirmek isteyeceğim hiç kimse yok.. Karşımdaki yamaçtan bana bakan keçiler için mi? Hiç değmez…

Bugün kafamı bumbaya fena çarptım.. Akşama kadar acıdı.. Bumbanın kabahati yok… Ben çarptım..

Koyda yerleşim yeri yok… Telefon ve internet çekmiyor.. Rüzgar sert esiyor, fakat solugan yok.. Rahatsız etmiyor..

Dağlarda keçiler geziyor.. Gece konaklamak için çok ıssız.. Tam bana göre..

Akşam koya öyle bir sessizlik çöktü ki anlatılır gibi değil.. Deniz çarşaf gibi… Yaprak kıpırdamıyor.. Geldiğim saatlerdeki durumla ilgisi yok.. Büyülendim… Canım içeri girmek istemiyor..

Daha önceleri, böyle ısssız koylar ve bu uzun yolculuklar beni değiştirdi sanıyordum… Ama öyle değilmiş, yanlış.. Günlük hayatıma döndükten bir hafta sonra fabrika ayarlarıma geri dönüyorum…. “Kırmızı ışıkta kornaya basan adam” oluveriyorum..

Belki de dünya seyahati bile bir insanı değiştirmeye yetmiyordur..

Karşı kıyıya akşamüzeri 4 tane küçük balıkçı teknesi geldi.. Birbirlerine aborda oldular.. Geceyi burada geçirecekler.. Bu kadar uzak mesafeden konuşmalarını bile duyabiliyorum.. Balıkçıların ışığı uzaktan içimi ısıttı..

Anlayacağınız bu akşam koyda yalnız değilim..

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın