Athos;

19. GÜN

ATHOS;

Bu sabah en uzun deniz yolculuğumu yapacağım. Limenarya- Diaporoz etabı… Aşşağı yukarı 65 mil..

Sabah erkenden balıkçılar balığa çıkarken (saat 5 te) seslerinden uyandım… Hazırlıklara başladım.. Erken çıkıp, Diaporoz adasının koylarına hava aydınlıkken varmak istiyorum..Çünkü klavuz kitapta adanın koy girişlerinin kayalık olduğu söyleniyor.. Bu nedenle gündüz girilmesi tavsiye ediliyor..

Sabahın köründe motoru çalıştırdım, tam demiri toplarken demir takıldı.. Hay aksi!!!

Demirimi orada bırakamam.. Demir bir tonozun zincirine geçmiş.. Zincir çok kalın..

Demiri tonoz zinciriyle birlikte bir yere kadar çekebildim… Sonra o sabah soğuğunda suya daldım.. Halatı zincirden geçirip tekneye çıktım.. Halatı tekneye bağladım, demiri saldım.. Kurtardım.. Böyle uzun bir yolun başlangıcında ağır bir darbe aldım.. Yola yorgun ve üşümüş olarak başladım.. Nefes nefeseyim…

Beni çok uğraştırdı…

Erken çıkacaktım ya, saat sabah 6 oldu.. Yola koyuldum… Hala nefesim düzene girmedi..

Kendimi kandırmak için olaya romantik bir anlam yakıştırdım; “Limenaria beni çok sevdi, bırakmak istemiyor..”

Bir süre sonra güneş çıktı… Önümde Athos Dağı var..

Bir dağ bu kadar mı güzel olur.. Sivri zirvesi, aşşağılara doğru inen sarp yeşil yamaçları… Denizle buluşması.. Diyecek söz bulamıyorum.. Hangi yönden bakarsan bak, güzelliğinden hiç bir şey kaybetmiyor.. O da benim gibi, tek başına…. Üstelik başına bir bulut yerleştirmiş, bir dağa bu kadar yakışır… Bunu benim için yaptı.. Biliyorum.. Çünkü o da bana karşı ilgisiz değil.. Dağa aşık oldum..

Athos kalbimin baş köşesine yerleşmiş durumda…..

Bir de klavuz kitapta yazarın buraların bir tarikat tarafından yönetildiği hikayesi… Olay gözümde tam bir masal dünyasına döndü.. Athos benim gözümde tam bir efsane oldu..

Dürbünü gözümden indiremiyorum.. Sarp yamaçlarına kurulmuş yerleşkeler inanılmaz..Taş binalar, kuleler, surlar.. Buralarda nasıl yaşanır. Ne yenir, ne içilir.. Öyle yerlerde evler var ki çıkılması imkansız.. Bu insanlar niye buradalar..

Büyülendim.. Hayal dünyam tam gaz çalışıyor.. Hobbit filminde gibiyim … Hobbit filmleri serisi bir gerçek ve o insanlar burada yaşıyorlar… Size kalıbımı basarım..

Biraz sonra üstümden dev yarasa kuşlar uçacak diye bekliyorum….

Uçan olmadı… Fakat varlar… Sadece bana denk gelmediler..

Ömrümüm bir yılını, burada yaşamayı çok isterdim….

(Şu, filmlerle gerçek hayatı bir araya getiren hayalperest halim hiç değişmemiş.)

Körfeze döndükten sonra rüzgar sertleşti… Arkadan geliyor.. “Arkadan gelsin k.. gibi gelsin.” derler ama hiç te öyle değil.. Çok dalga yapıyor, dümen tutmak çok zor.. Hızım iyi..6,5 not.. Fakat yatıp kalkmaktan bir hal oluyorum.. Dümeni düz tutamıyorum.. Orsa gitmeye razıyım.. Bu arkadan gelen dalga ile rüzgar beni çok hırpaladı..

Diaporoz’a kadar körfezdeki yolculuğum çok yorucu oldu..

Athos … Körfezin dalgaları… Diaporoz.. Şok üstüne şok.. Burası bir cennet.. Koylar inanılmaz.. Rüya devam ediyor… Uyanmaya hiç niyetim yok..

Demiri bir koyda atar atmaz denize girdim.( Sezonuda burada açmış oldum.) Oysa yolda gelirken kazak-kaban gelmiştim…

Bana hiç dokunmayın….Üç gündür hiç ara vermeden yollardayım.. Dinlenmeye ihtiyacım var..

Hele böyle bir yerde….

Sonraki Bölüm

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Yorum Yapın