Enginar;

(Yemek konularından hiç anlamam. Yemeklerden anlayan ve yemek zevkine sahip biri olmayı isterdim. En şöhret restorandaki kebap ile kutusundan yediğim ucuz bir barbunya konserve arasında benim için hiç bir fark yoktur.

Bazen teknede tek başıma uzun süre kalıyorum. Teknem güneyde küçük bir kasabada. Yemek işlerini kendim çözmem gerekiyor. İşte bu makale bu şartlarda yazıldı.)

Enginar;

Bu sebzenin adını yıllardır duyarım.. Daha tanışmak nasip olmadı. Güzel de bir isim, “Enginar.”

“Kabak” ya da “Patlıcan” gibi çirkin bir ismi yok.. Biraz da romantik “Enginar”. Bir kadın ismi bile olabilirmiş..

Geçenlerde nereden aklıma düştüyse;

“Şu enginarı bir göreyim. Hatta satın alıp yiyeyim” dedim.

Kasabanın pazarına gittim.. Tezgahında her çeşidinden sebze, meyve olan bir pazarcıya “ Bana bir kilo enginar ver.” dedim.

Şaşırdı.???

“Abi bu mevsimde enginar olmaz.” Demez mi. Rezil oldum.

İyi de domates, biber her mevsimde oluyor da enginar niye yok..?

Pazardan hiç bir şey almadan kaçtım.

Her insan bir başkasının işinde cahildir.. Örneğin bir profesör araba tamircisine arabasını götürünce cahil biri oluverir.

Tamirci de “Güya bunlarda profesör.. Daha termostatın yerini bilmiyor.” der..

Ben hep söylerim yemek işinde cahilim..

Bu durum size tuhaf gelebilir ama ben yıllarca kokoreçi tavuk eti zannederek yemiştim. Benim gibi biri için normal..

Bunları gülme konusu olsun diye yazmıyorum.. Öyle komik olmak gibi bir niyetim yok..

Hanıma telefon açtım..

“Sen neden hiç enginar pişirmedin?” diye sordum..

“Çok sık yapmam ama kaç defa yemeğini yaptım, yedik.” Demez mi..

“Nee! Ben şimdi enginar yedim de bilmiyor muyum..? “

“Canım, sen ne yediğini ne zaman bildin ki?” Dedi.

O kadar da değil yani…

Çok kötü durumdayım.. Bu yaşa geldim, hale bak!

İnterneti açtım. Enginar ile ilgili yazıları okudum, resimlere baktım. Hiç biri çağrışım yapmadı. Ne resimlerdeki enginarı daha önceden görmüşlüğüm var, ne de tadını hatırlıyorum. Sadece elimde bir isim var “Enginar”.

Bütün bu işleri ben ne zaman öğreneceğim….?

Dorbaya gatıvee ;

Buralarda insanlar kendi aralarında farklı bir şiveyle konuşuyorlar. Bazısını anlasam da bazılarını anlayamıyorum..

Tamirci Memet ‘te öyle. Benimle konuşurken gayet güzel konuşuyor. Hiç sorun yok. Fakat, lastik tamircisi komşusuyla konuşurken zor anlıyorum.. Bazen de hiç anlamıyorum.

Buraların kendine göre bir şivesi var.

Geçen gün pazardan sebze aldım. Pazarcı abla kasabanın köylerinden. Kendi yetiştirdiği sebzeleri satıyor. Brokoli, havuç, turp aldım. Doldurdu poşeti verdi.. Yanımda sırt çantam vardı.

Poşetleri verirken;

“Dorbanın içine gatıvee. “ Dedi. Anlayamadım. Sesleri de çok ince çıkıyor.

“Ne ? Ne diyorsun?” Dedim. Anlamamış olmama o da şaşırdı.

“ Ee, dorbaya gadıve deyyom.” Dedi. Allah kahretsin … Yine anlayamadım.

Yan tezgahtaki genç kız imdadımıza yetişti. Hemen tercüme etti;

“Amca, poşetleri çantana koy diyor.” Dedi.

Bende öyle yaptım. Torbanın içine katıverdim.

Yanlış anlamayın. Bundan şikayetçi falan değilim. Uzun söze de gerek yok.

Bu güzel bir şey……..

Sonraki yazı “İçimdeki Ses”

Okuduğunuz İçin Teşekkürler

Comments (2)

    • cemoz 01/04/2020

Yorum Yapın